KAMUOYUNA DUYURU
- 02 MART 2007 -
“GERÇEKLERE GÖZ YUMMAK, ÇEVRE KATLİAMINA ORTAK OLMAKTIR”
Bizler, henüz yeni gelişmekte olan kültür balıkçılığının ne olduğunu sizlere anlatmak, kültür balıkçılığı sektörüne son dönemlerde vurulmaya çalışılan darbelere, su ürünleri sektörüne karşı mücadele verenlere, bu mücadelesinde halkın hassas noktalarını yalan ve yanlış bilgilerle sömüren bir takım çevrelere karşı geliştireceğimiz adımları bildirmek ve çevreyi gerçek katillerinin kim olduğunu ortaya koymak istiyoruz.
Bizler, ülkesini seven herkesi, gerçekleri görmek üzere gözlerini açmaya, gerçekleri görmeye, ve ülke çıkarlarının arkasında durmaya davet ediyoruz!
Dünyada, Platon (Eflatun)'un “DEVLET ADAMI” adlı eserinde bahsettiği zamanlardan beri yapılan Kültür Balıkçılığı, ülkemizde son 20 yılda hızla ilerlemiş ve şuan denizde kurulu 236 ruhsatlı balık çiftliği ile Ege Bölgesi'nde ve yan sanayisi ile (kuluçkahaneler, yem fabrikaları, işleme tesisleri vb) tüm yurtta hizmet vermekte, bir çok kişiye iş imkanı sağlamaktadır.
• EN HIZLI BÜYÜYEN SEKTÖR
Kültür Balıkçılığı sektörü, biz Su Ürünleri Mühendislerinin başarısı ile günümüz koşullarına ulaşmış 20 yıl önce yaklaşık bin ton/yıl olan üretim miktarı 100 bin ton/yıl'a ulaşmış ve yaklaşık %112.'lik büyüme ile Avrupa'da söz sahibi olduğumuz ender sektör dallarından birisi halini almıştır. Yine bir takım çevrelerin belirttiği üzere bu işletmelerin hiç birisi, “yanlış beyan, gece kondu mantığı, rüşvet, vb” ile kurulmamış, gerek projelendirme aşamasında gerekse kullanılmayan atıl deniz yüzeyinin kiralanması aşamasında bir çok devlet kurumundan (Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Turizm Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı gibi) izin alınarak kurulmuştur.
• EN AVRUPA BİRLİĞİ STANDARDINDAKİ SEKTÖR
Türkiye'nin ihraç edebildiği tek hayvansal ürün BALIK'tır. Büyük bir kısmı Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edilen balık, Avrupa ülkelerinde aranan özellikte ve lezzettedir. Bu vesile ile bilimsel yoldan ayrılmayarak son teknolojik sistemlerle üretim yapan Türkiye Kültür Balıkçılığı, Avrupa Birliği normlarında ve kalitesinde üterim yapan, çoktan Avrupa Birliği'ne girmiş bir sektördür. Ülkemizde kültür balıkçılığına vurulan darbeler sektörü olumsuz etkilemekte ve durum kültür balıkçılığında rakip ülkelerin (Yunanistan, İspanya, Fransa gibi) işine yaramaktadır. Kültür balıkçılığındaki büyük firmalar Avrupa'dan gelen talepleri karşılayarak ülkeye döviz girdisi sağlarken, küçük tonajlı balık çiftlikleri ve kooperatifler ise iç tüketim talebini karşılamaktadır. Kültür balıkçılığı vesilesi ile ülkemizde çipura ve levrek gibi kaliteli balıkların fiyatları, balık marketlerinde 7-10 YTL/kg arasında bir fiyata halkımıza yıl boyunca arz edilmektedir.
• EN AZ ATIK ÜRETEREK EN ÇOK KİŞİYE İSTİHDAM SAĞLAYAN SEKTÖR
Ülkemizde ve yurtdışında yapılan bilimsel çalışmalar 49,6 bin ton/yıl üretim kapasiteli bir balık çiftliğinin denize çevresel etkisinin yaklaşık 682 bin kişinin denize bıraktığı evsel atığa eş değer olduğunu göstermektedir. Üstelik bu hesaplamalara, kıyısal bölgelerde tarım uygulamalarında kullanılan gübrelerin ve tarım ilaçlarının etkisi ile kentsel yaşamda ve otellerde kullanılan deterjan, sabun vb. temizlik
kimyasalları dahil değildir [1]. Ülkemizin 8.000 km' den fazla uzunluktaki sahil şeridinin yaklaşık 20 km'sini yani binde 2'sini kullanarak bu hali ile ülke ekonomisine yaklaşık 1 milyar dolarlık bir girdi sağlayan balık çiftlikleri yaklaşık 10 bin kişiyi doğrudan, yan sanayisi ile birlikte 25.000 kişiyi dolaylı olarak istihdam etmektedir. Ülkemizde 16 adet Su Ürünleri Fakültesi bulunmakta ve bu fakültelerde 4 yıl boyunca denizler, içsular ile ilgili akademik eğitim alarak mezun olan bizler, su ürünleri mühendisleri olarak denizlerimizi koruma konusunda en hassas olan meslek gruplarının başında gelmekteyiz.
• TEMİZ DENİZE EN ÇOK İHTİYAÇ DUYAN ve EN ÇEVRECİ SEKTÖR
Bazı medya kuruluşlarının ve köşe yazarlarının konu hakkında uzman görüşü almadan, yapılmış bilimsel araştırmaları göz ardı ederek ve tamamen asılsız ithamlarına yıllardır maruz kalmaktayız. Bu ithamların en başında, kültür balıkçılığının denizlerimizi kirlettiği yönünde bilimsel gerçeklerden uzak ve yanlı bilgiler gelmektedir. Şu ana kadar yapılan ulusal ve uluslararası tüm bilimsel çalışmalarda, denize çevresel etki konusunda, kültür balıkçılığı, diğer sektörler ile kıyaslandığında 11. sırada olduğunu gösterilmektedir [2].
1. Kentsel Yerleşim,
2. Endüstriyel Faaliyetler,
3. Nükleer ve Termik Santraller,
4. Turizm Faaliyetleri,
5. İkincil Konutlar,
6. Yatçılık,
7. Zirai Faaliyetler,
8. Deniz Trafiği,
9. Madencilik,
10. Askeri Tatbikatlar,
11. Su Ürünleri Üretimi
Öncelikle şunun bilinmesini isteriz ki; kültürü yapılan hiçbir balık, kirli denizlerde yaşamaz. Kirli sular balıkların hastalanmasına ve ölmesine neden olmaktadır. Bunun bilincinde olan biz Su Ürünleri Mühendisleri, her türlü girişimimizde bu konu üzerinde en hassas olan kitleyi teşkil etmekteyiz. Çünkü bizler, köşe başlarında elinde kalem, her türlü bilimsellikten uzak ve bazı kesimlerin dayatmaları ile halka çok kolay ulaşan ve sübjektif yazıları ile onları yanıltabilen kişilerin aksine ekmeğimizi denizlerden kazanan insanlarız. Bizler, denizi dolaylı olarak kullanan değil, denizden doğrudan faydalanan ve ekmek kazanan kişileriz. Aldığımız akademik eğitim ile denizlerimizin temiz tutulması, çeşitliliğin korunması konusunda da en hassas olan tarafız.
Kültür balıkçılığını, denizlerimizin başlıca kirlilik nedeni olarak göstererek hedef saptıran bazı sektörler, kendilerini aklama peşindedirler. Oysa Çevre ve Orman Bakanlığı tarafınca da çok iyi bilinir ki ülkemizdeki 3215 belediyenin sadece % 5'inde kanalizasyon sistemi bulunmaktadır ve bunlarında sadece %2'sinde artıma tesisi vardır.
Başka ifade ile kanalizasyon sularının %98'i hiç arıtılmadan ırmaklara,
göllere ve denizlere bırakılmaktadır. Ülkemiz otellerinin %81'ninde arıtma tesisi bulunmamaktadır [3].
Her yıl milyonlarca turist “kitle turizmi” adı altında ülkemize gelerek çok düşük fiyatlarla ülkemiz denizlerini kullanmakta ve denizlerimizi geri dönüşü olmayan bir kirlilikle baş başa bırakarak ülkemizden ayrılmaktadır. Her yıl 25 milyon turist geldiği ve belediyelerimizden denize bırakılan evsel atıklar düşünülürse (deterjan, şampuan, güneş yağı ve diğer kimyevi atıklar hariç) denizlerimizdeki kirlilik nedeninin asıl kaynağı ortaya çıkmaktadır.
Bugün Bodrum Yarımadası'nda ve Antalya'nın batısında “kitle turizmi” yapmak amacıyla
kıyılarımızdaki ağaçlar kesilmekte, geri dönüşümü olmayan bir çevre katliamı yapılarak koylar betonlaştırılmaktadır. Kıyılarımız kilometrelerce beton yığınları haline dönüştürülmektedir. Bodrumda kıyı şeridindeki yapılaşma, son 3 yılda % 300 artmıştır [4].
Muğla Üniversitesi'nin Göcek'te yaptığı bir araştırmada, yoğun yat trafiği nedeniyle deniz suyundaki kirlilik en üst seviyeye ulaştığı bildirilmiş ve acil önlem alınmaması durumunda Göcek koylarının doğal güzelliğini kaybedeceği uyarısında bulunulmuştur. Akdeniz Üniversitesi'nde yapılan bir başka araştırmaya göre koylardaki yoğun yat turizminin deniz dip yapısına ve tarihi eserlere verdiği zarar tespit edilmiş ve konu ile ilgili rapor hazırlanmıştır [5].
Ülkemizdeki endüstri kuruluşlarının %98'inde arıtma tesisi bulunmamakta, olanların bir kısmı ise yetersiz veya çalışamaz durumdadır. Endüstrinin ürettiği zehirli ve ağır metaller ihtiva eden atık sulara gelince; yılda 930 milyon metreküp endüstriyel atık suyun sadece %22'si arıtılmakta, %78'i ise arıtılmaksızın doğrudan göl, ırmak ve denizlere verilmektedir [3].
Oysa kıyı bölgelerinde uygun alanlara kurulmuş olan balık çiftlikleri, o bölgede çevresel bir tampon görevi görerek bölgenin tabii dokusunu betonlaşmaya karşı korumakta, denizde yapay resif görevi görerek denizlerdeki tür çeşitliliğini arttırmaktadır.
Avrupa'da kültür balıkçılığı yapılan ülkeler (Norveç, İngiltere, İrlanda, İspanya, İtalya, Yunanistan) ele alındığında, kültür balıkçılığı faaliyetlerinin büyük bölümünün kıyı bölgelerinde koy ve körfezlerde yapıldığı görülmektedir. Ancak ülkemizdeki rant kavgası nedeniyle koy ve körfezler, maalesef devlet kontrolünün göz yumması ile kültür balıkçılığına kapatılarak, turizme açılmak pahasına yok edilme çabası içerisindedir.
Denizlerimizde Kültür Balıkçılığı'nın önündeki diğer bir problemde kısa süre önce Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca, kıyı alanlarında balık çiftliği kurulmasına izin veren 627 sayılı ilke kararının iptal edilmesidir. Söz konusu İlke Kararında Çevre Yasası ile getirilen kısıtlamalar daha da genişleterek “…sit alanlarına kıyısı bulunan koylar…” ibaresi eklenmiştir. Böylece, Koruma Kurulu, sit alanı sınırları dışında kalan alanlara müdahale etmiştir. Ülke genelinde sit alanlarına kıyısı olan ve 49 bin ton/yıl üretim yapan 109 işletme bulunmakta ve bu işletmelerde yaklaşık 2 bin 500 kişi istihdam edilmekte, yan sektörler ile (yem, yavru balık, pazarlama, alet ekipman) istihdam sayısı 5 bini aşmaktadır.
Zira son 4 yılda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nca ruhsatlandırılan balık çitliklerinin hepsi açık deniz (offshore) kültür balıkçılığı yapan ancak sit alanına kıyısı olan işletmelerdir.
Ayrıca Sayın Çevre ve Orman Bakanımız yaptığı son açıklamalar ile denizlerin kirletilmesinde ilk sıralarda bulunan turizmin önünü açmak ve balık çiftliklerinin önünü kapatma adına bazı beyanatlarda bulunmuş ve ilgili kurumlarına balık çiftliklerinin kapatılması amacı ile bir tebliğ çıkartılmıştır. Söz konusu tebliğ ile sözde denizleri kirlettiği için ülkemiz kültür balıkçılığına büyük bir darbe vurulmak istenmektedir.
Oysa gerçek başkadır.
GERÇEK ŞUDUR Kİ,
Gerçek, yukarıda sıraladığımız denizleri kirleten ilk 10 sıradaki oluşumlar için hiç bir ciddi yasa çıkarılmamış, çıkarılanlar ise uygulamaya nadiren konmuş olduğudur!
Gerçek, çevreyi yok eden oluk, oluk atığın her gün, her saat, her saniye, ve şimdi, şu anda biz burada konuşurken, denizlerimize dökülmeye devam etmekte olduğudur!
Gerçek, AB çevre mevzuatının uygulama alanlarının hiç birinde elle tutulur bir ilerleme olmadığı ve önlem almadığı için Türkiye'nin sınıfta kalmış olduğudur!
Çevreye böylesine duyarsız bir yürütmenin, “çevreyi kirletiyorlar” bahanesiyle balık çiftliklerine saldırmasının ardında hiç bir “çevreci duygu”nun olmadığıdır GERÇEK!
Peki, neden hedef BALIK ÇİTLİKLERİdir?
Sayın Bakanımız, gerek açıklamaları gerekse uygulamaları ile bilimsellikten ve gerçeklikten çok uzak yöntemler ile yıllardır kültür balıkçılığına karşı tavır almıştır. Ülkemizin kuzeyinde, güneyinde ve batısında bir çok kıyı alanı ve ormanları katledilerek, beton yığınlarına döndürme projesinin ilk ayağı, kültür balıkçılığını ortadan kaldırmaktır. Çünkü kültür balıkçılığı sektörü, bulundukları bölgede, bölge ekolojisini koruyan, ekonomisini güçlendiren, beton yapılaşmasına engel olan bir durumdadır. Sayın Bakanımız bu uygulamalar ile denizlerimize hiçbir zararı olmayan, deniz balığı yetiştiriciliği yapan işletmeleri kapattırarak bu bölgeleri turizme açma girişimi içerisindedir. Denizlerimize Kültür balıkçılığından daha fazla zarar verdiği bir çok bilimsel çalışma ile kanıtlanmış turizm işletmeleri hakkında denizlerimize olan duyarlılığını yitiren Sayın Bakanımız, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve hatta meslektaşı Tarım ve Köyişleri Bakanının sözlerine kulaklarını kapatarak bizleri saygısızlık yapmakla suçlamış, çevre dostu olan biz su ürünleri mühendislerini çevreye savaş açmakla suçlamış ve kendisinin de bizlere savaş açtığını ilan
etmiştir. Sayın Çevre ve Orman Bakanımız aynı demeçte çevreyi turizm için feda edebileceğini dile getirmiştir [6].
Tüm bu ifadeler, Türkiye Kültür Balıkçılığına vurulmak istenen darbelerin en açık göstergesidir.
Bizler Su Ürünleri Mühendisleri olarak bu duruma sessiz kalmayacağız ve haklı mücadelemizi her türlü olanaklarımızı kullanarak sürdüreceğiz.
Bir tek Türkiye var!
Bir tek Dünya var!
Onu temiz tutmak HEPİMİZİN görevidir!
Çocuklarımızın GELECEĞİDİR!
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
SU ÜRÜNLERİ PLATFORMU
[1] Yiğit M., Ergün, S., Önal, U., Bulut, M., 2006. Aqualültür ve Turizm. Türkiyeden ve Dünya'dan Aqua Life of Turkey “Suda Yaşam
Dergisi” Yıl:2 Sayı:8. syf:60-63
[2] Akuakültür ve Çevre 1. Çalıştayı Sonuç Bildirgesi, İzmir, 2006
[3] http://www.cevreorman.gov.tr/su_02.htm
[4] Bodrum Deniz Ticaret Odası
[5] Gökoğlu M. Özsavaş, B. 2006. Antalya Körfezi'nde Tekne Turizminin Sualtı Makro Fauna ve Florasına Etkisi
[6] İHA, 03/02/2006 tarihli röportaj